top of page

Kırık Sandalye, Özür ve Gelecek

Son günlerde hepimiz, öyle ya da böyle, İmamoğlu’nun Karadeniz gezisi sırası ve sonrasında gerçekleşen olaylar silsilesini konuştuk.

 

Benim açımdan tüm olanların, ayrı ayrı artıları ve eksileri vardır. Bu açıdan öncelikle bütünsel bir bakış ile değerlendirme yapmak yeterli olmayacağı gibi, her bir adım için de ayrı ayrı dersler çıkarılmalıdır. İkincisi, sağda olduğu gibi solda da lidere kayma görülmektedir. Oysa, vaktinde İsmail Cem veya Muharrem İnce’de yaşadığımız üzere, CHP’de liderler geçici, parti kalıcıdır. Yani bugün İmamoğlu CHP’den ayrılsa ve yeni bir parti kursa veya başka partiye geçse, asla aynı başarıyı yakalayamaz. Öte yanda bu olayların sonuçlarını CHP açısından da irdelemek kaçınılmazdır.

 

Öncelikle İmamoğlu’nun Erdoğan posteri önünde konuşma yapmasına iki açıdan yaklaşanlar vardı. Birincisi Erdoğan posteri önünde çok büyük bir kalabalığa konuşmayı Erdoğan’a gol atmaya benzetenler olduğu gibi, benim gibi “o poster Atatürk olmalıydı” diyenler de oldu. İlki tamamen siyasi bir hamledir; Erdoğan’a “bak senin bölgende seni ezdik” mesajı yollanmıştır. İkincisi ise, güven yaratacağı gibi, CHP’yi temsilen etik ve Atatürk’ün önünde yapılmasıyla onurlu bir hatırlatış olurdu.

 

İkincisi o pek tartışılan fotoğraf konusu var

Gazetecileri alma veya almama açısından kimileri bunun demokratik bir adım olduğunu savundu, kimileri “benden İmamoğlu’na oy çıkmaz” dedi ve desteğini çektiğini açıkladı. Demokratik bulanlar arasında, Nagehan Alçı’nın o masada olmasına Erdoğan’ın düşmekte oluşunun resmi diyenler de oldu. Onlara göre bu fotoğraf Nagehan Alçı’nın saf değiştirdiğine işaretti. Diğer tarafta Nagehan Alçı bu ülkede çoğu insanın sevmediği, gazeteci görmediği, yalan haberleri, yandaşçılığı ve sergilediği düşmanca yaklaşımlarıyla hiç haz edilmeyen biridir. Onun, hem de İmamoğlu ile aynı masada yer alması, bu çoğunluk açısından demokratik bir adım değil, vicdanları yaralayan bir adımdı. Bu kesim açısından Atatürk düşmanı söylemleri, Kabataş yalanı, askerlerimize yazıp çizdikleri gibi nefret saçan yazılarıyla asla affedilmeyecek birinin İmamoğlu ile aynı masada olması demokrasinin masada temsiliyeti değil, emperyalizmin, dış güçlerin ve vatan hainliğinin resmi kabul edildi.


Hatırlarsanız Erdoğan İmamoğlu'na Külliye’de oturmak için kırık sandalye vermişti.

Üçüncüsü bu fotoğraflara verilen tepkilerin “200-300 kişi” diyerek Murat Ongun tarafından geçiştirilmeye çalışılması herkes açısından “halatları koparan” adım oldu. Dördüncü olarak İmamoğlu’nun, bazı sanatçıları hedef alan “vız gelir tırıs gider” sözü de, kopan ve savrulan halatların şiddetle insanları yaralaması gibiydi. Bu iki söze kadar, ilk iki adımı tolere edenler bir anda “bu ne kibir İmamoğlu” demeye başladılar. Sosyal medya bir anda bu iki sözün yarattığı etkiye tepkilerin dağ gibi yükseldiği bir platforma dönüştü. Bunlar da yetmedi, İmamoğlu konuşmasına Koç Grubunu, Ali Koç ve Fenerbahçeliler’i de dahil ederek, müthiş bir ötekicilik örneği sergiledi!

 

Ardından bir özür ile ve özrü de sadece “vız gelir tırıs gider sözüne atfen” yaparak, dileyen herkesi dinleyeceğini vaat ettiği bir toplantılar duyurusu yaptı. 18-19-20 Mayıs’ta gerçekleşecek bu toplantılara kimler katılacak, henüz belli değil.

Kılıçdaroğlu, her zamanki sakinliği ile İmamoğlu’nun yanında durduğunu ifade eden bir twitter mesajı yayınladı. Artık sosyal medyada “özür diledi ya” ile “özre rağmen affedilemez” diyenler ayırımı var.

 

Hatırlarsınız, Erdoğan İmamoğlu’nu, hem de Külliye’de kırık sandalyeye oturttuğunda hepimiz Erdoğan’a kızmış, bu davranışı çok çok seviyesiz bulmuştuk. Bu son olaylar silsilesi ise İmamoğlu’nun bizzat kendisinin kırık sandalyeye oturması olarak kabul edilebilir! Çünkü özrü büyüklük kabul edenlerle, o özre hiç gerek olmamalıydı arasında değişen görüşler arasında netleşen durum şudur: İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı, Karadeniz gezisi öncesine göre artık çok da popüler değil.

 

Aslında bu da anlaşılabilir bir sonuç. İnsanlarımız son 20 senenin kabadayılığından öylesine bıkmış, adaletsizlik öylesine canımızı yakmış ki, seçmene tepeden bakan, seçmeni dinlemeyen bir liderin CHP’den aday olması ve kazanması, sadece “AKP olmasın da” kaygısından olabilir. Bu kötünün iyisi yaklaşımından ibarettir! Oysa ülkemizin ve milletimizin hiç olmadığı kadar çok sevgiye, saygıya, şifaya, refaha ve siyasi arenada da insanca ve değer bilen yaklaşımlara ve birleştirici liderliğe ihtiyacı var. Bunu sağlayabilen, duruşunu değiştirmeden etik kalabilen, dürüst ve doğru yerde sesini yükseltebilen; yani seçmene karşı değil, sorunlara karşı ses yükseltebilen siyasetçiler güvenilirlik de sağlayarak kazanacaklar ve iyinin iyisi örneği olacaklar!

 

Gelecek açısından son olaylar Cumhurbaşkanlığı konusunda Kılıçdaroğlu’nun aday olmasının en doğru adım olacağını göstermiş durumda. Erdoğan ve AKP’nin kutuplaştırıcı ve sığ diline rağmen 20 senedir üslubunu bozmamış bir lider olarak, sağduyu ile ilerleyeceği konusunda herkes artık netleşti. Kılıçdaroğlu dışında bir aday aramak beyhudedir ve CHP ile seçmenleri bundan böyle çok daha sahiplenici olarak bir sonraki seçime partileriyle birlikte hazırlanmalıdırlar. Onun dışında CHP gerçek politikalar üreterek ilerlemek ve şeffaf olmak zorunda olduğu gibi, parlamenter sisteme dönüşü sağlayacağını da takvime bağlayarak seçmene duyurmak zorundadır!

 

7 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page