top of page

Ahtapot Kolları: Nasıl Sömürge Olduk?

Ülkemiz, Menderes’in iktidara geldiği 1950 yılından beri, Atatürk’ümüzün başlattığı bağımsızlıktan uzaklaşarak adım adım derecesi artacak şekilde bir sömürge haline gelmiştir.


Beğensek de beğenmesek de 2021 yılında geldiğimiz bu durumu görmek, söylemek, görmeyene göstermek ve hep birlikte de bu duruma dur diyecek cesarette olmamız gerekmekte!


Ya da yok olacağız!


Atatürk, bir deha idi. Bunu asla yadsıyamayız. Kurduğu fabrikalar, Osmanlı’nın İstanbul ve etrafında gelişen ve İstanbul’un batmasıyla batacak bir devletin aksine, Anadolu’nun dört bir yanına dağılmıştı. Çünkü o, sürdürülebilir kalkınmayı, herkese eşit eğitimi, sanatla ve bilimle gelişen bir toplumu hayal ediyor ve bunun temellerini de atıyordu.

O temeller öyle sağlamdı ki, 70 senelik ahtapot kollarına rağmen, hala yaşamakta ve bizleri yaşatmakta…


Ahtapot kollarından ilki Marshall yardımları adı altında ve o dönem kendi menfaatini ülkemizin esenliğinden daha üstün gören Menderes’in siyasi hırsıyla bize ulaşmıştır.

Sömürge olmanın temellerinden biri, sömürgesi olunacak kültür neyse, toplumda o kültüre özentinin arttırılmasıdır. İşte bizim Amerikan hayranlığımız, Osmanlı’da da Fransız hayranlığı vardı, böylece başladı ve adım adım güçlendirildi. Amerikan okulları, Amerikan ürünleri, Amerikan filmleri, NATO, Amerika hayali derken, toplumun her seviyesinde Amerikalıdan daha Amerikancı olanlarımız çıktı ortaya! Bu kültürel anlamda yıkılmaya başladığımız, okullarımızda milli şuurdan uzak eğitimlere geçildiği, Köy Enstitülerinin kapandığı ve ekonomik ve teknolojik açıdan da bağımlı kılınmaya başladığımız dönemlerdir.


Bağımlı olmaya başladığımız anda, siyasette benzer bağımlılığı göstermeye ve siyasetçileri de Amerikan desteği ile kolay yoldan iktidara gelmeye itmiştir. 1950 ve sonrasında, halkımızın 100% özgür iradesiyle gerçekleşen tek bir seçim yoktur! 1950 sonrası ABD’den nispeten bağımsız gördüğümüz tek lider, rahmetli Bülent Ecevit’tir ki, o bile tam bağımsız değildir; diğerlerine göre daha milli şuura sahip bir liderdir.

Sömürgeleştirmenin başka adımları da var elbette. Örneğin sömürge olacak ülkeleri, kendi iç sorunlarıyla meşgul ederek, kaynaklarına yavaş yavaş sahip olmak. Nitekim, darbeler tarihimiz ve 1970’lerde başlayan ASALA Ermeni terörü, PKK Kürt terörü, EOKA Rum terörü, sağ ve sol çatışmaları ve son 30 senedir yaşadığımız Atatürkçü dinci ayrıştırmaları ülkemiz için yaratılan iç ve gelişimi itibariyle de uluslararası sorunlarımızdır.

Bakınız buraya kadar kaç tane ahtapot kolumuz oldu!


Tüm bu yapay sorunlar (çünkü bu kollar bilerek yaratılmışlar, kaşınmışlar, semirilmişler ve varmış gibi bize sunulmaktaydılar) içte bizleri farkına varamadığımız şekilde birlik ve beraberlikten uzaklaştırırken, üzerimize de hafif hafif korku battaniyeleri örtmekteydi. Dahası, bu sorunlarla başa çıkmanın diplomatik ve müzakereci yolunu değil, çoğunlukla şiddet yolunu benimserken, silah alımlarında da bağımlı oluyorduk. Bir şekilde ve zamanla, kendi içimizdeki gücü unutup, başımız sıkıştıkça “Ahh, Atatürk” demekteydik. Oysa O müthiş deha, bu geleceğimiz günleri yaşarken görmüş ve bize demişti ki:

“Muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.”


1980 yılı ülkemiz açısından çok çok önemlidir. Çünkü sömürgeciliğin artık siyasi din yoluyla gerçekleşmesinin, çünkü artık ABD-Rusya ayırımı ortadan kalkmaktaydı, başlangıcı olacaktı. 1980 ihtilali, öncesindeki sağ-sol çatışmalarını, Atatürkçü-dinci ayırımına ve Türk-Kürt çatışmalarına taşıyacak bir ABD adımıdır. 1980 sonrası ülkemizdeki her sömürgeci adım, birlik ve beraberliğimizi bu iki koldan vuracaktır.

Nitekim Gülen Hareketi, tarikatları semirmesi, Özal ve prensleri, Çiller ile AB sömürgeciliği derken, bizler 2002’ye geldiğimizde AKP ile de rastlaştık. Fakat 2002 öncesi, ahtapotun ekonomik kriz ayağı, halen sorgulanan 1999 depremi ve etkileri, kahramanmış gibi lanse edilen ve ABD tarafından yollanan Kemal Derviş ve ılımlı bir diplomat olan İsmail Cem’in harcanması gibi adımlarla Erdoğan yerine hazırlanmaktaydı.


Ahtapot kolları Erdoğan ile mi çalıştı?

Erdoğan müthiş bir adaydı. Çünkü büyüdüğü ortam itibariyle okumuştan, elitten, aydından, sanattan, bilimden, cumhuriyetten nefret eden biriydi. Fakirdi ve zenginleşmek için her şeyi göze alabilirdi. Sevgiyle değil, korkuyla büyütülmüştü ve kolaylıkla ülkeyi korku ve baskıyla yönetebilir ve kutuplaştırabilirdi. Stratejik düşünen ve yatırım yaparak gelişen bir iş insanı değil, gününü kurtaran bir tüccardı ve yönetime geldiğinde ülkeyi de aynı zihniyetle yönetebilirdi. Güce olan hırsı ve hitabetiyle de pek çok kişinin gözünde lider olabilirdi. Yani demokrasiyle yoluyla gelebilir ve ülkemizi bir otokrasiye çevirebilirdi.


Nitekim son 19 sene boyunca bunları birebir yaşayarak öğrendik!

İşte otokrasiye böylece geçmişken, ahtapotun en sömürgeci kolu da içimizden çıkmış oluyordu…

Dahası bu kol, din görüntüsünde ülkemizi Arap emperyalizminin de kucağına atmaktaydı. Böylece dünyada binlerce yıldır nice uygarlıklar kurmuş Türk milleti ve onun onurlu bir üyesi olmak yerine, birkaç yüzyıl önce kız çocuklarını diri diri gömen bir çadır kültürünün daha üstün olduğuna inanan bir grup oluşturulmaktaydı. Bunu da “Atatürkçü olan dindar olamaz, dindar olan Atatürk’ü sevemez” gibi basit bir söyleme dayandırmaktaydılar. Onlara göre Atatürk din düşmanıydı!


Oysa Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken, yüzyıllarca köleleşmiş İslam ülkelerine ve geri kalmış, sömürgeleşmiş her ülkeye bir esin kaynağı ve örnek olmuştu. Gandhi “Atatürk İngilizleri yenene kadar İngilizleri tanrı sanıyordum.” diyerek bu gerçekliği en sade biçimde dile getirmiştir!


Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti, Batı’nın reform ve rönesans ile yarattığı aydınlanmayı, bir lider ve bir ülke olarak tüm İslam alemi için gerçekleştirmiştir. İslam’ın, tarikatların, yobazların, siyasetin elinde yozlaşmasını engellemiş, Müslümanların laiklik içinde doğru ahlakla, özgürlükle, bilimle ve güzellikle yaşamasının yolunu açmıştır.


Bu açıdan bakınca, Arap emperyalizminin Atatürk ve Cumhuriyetimizi nasıl da değersizleştirmeye çalıştığını netlikle görmekteyiz.


Ve şimdi ahtapotun kollarına bir kez daha bakın! Nasıl da bizi nefessiz ve cansız bırakmak için uğraşmakta…


Ve Atamız bir kez daha haklı çıkmıştı:

“… Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir…”


Nitekim son 19 senede ülkemizin maddi ve manevi tüm kaynakları, değerleri, varlıkları teker teker özelleşmiş veya içi boşaltılmış, milletin olanlar ya AKP’li siyasetçilere ya yandaşlara ya da yabancılara geçmiştir. 82 milyon vatandaşımızın hakkı, bir süreklilikle, gasp edilmiştir ve edilmektedir. Muhalefetin tüm çabasına ve şaibeleri seçimlere rağmen, demokrasi yoluyla geldiğini iddia eden hükümet, kendilerine dokunacak hiçbir araştırma veya gensoruya olumlu bakmamıştır. Yolsuzlukların ayyuka çıktığı şu günlerde, herhangi istifa olmadığı gibi, son kalan ve Hazine’ye devredilmiş vatan varlıklarımızda özelleştirme adı altında yabancılara sahiplendirilmektedir.


Ülkemiz Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar kutuplaştırılmış, fakirleştirilmiş ve borçlandırılmıştır. Bunun adı sömürülmek değilse, nedir?


Bu aşamadan sonra yapacağımız şeyler var.

  1. Sevsek de sevmesek de hepimiz bilinçlice siyasetle uğraşacağız. Bu artık bir seçim değil, zorunluluktur.

  2. Taleplerimizi ve gerçekleri yüksek sesle ve korkmadan dile getireceğiz.

  3. Nasıl yönetileceğimize bizler karar vereceğiz.

  4. Baskıya, manipülasyonlara ve şiddete karşı çıkacağız.

  5. Çok çalışacağız. Çok çok çok çalışacağız.

  6. Şeffaflık isteyecek ve hesap soracağız.

  7. Adaleti sağlayacağız.

  8. Eğitimi güçlendireceğiz.


Bir daha AKP ve benzeri bir yönetim gelmemesi için gelecek nesillerimizi aydınlatacağız.

Üreteceğiz. Öyle çok üreteceğiz ki; fikri, sanatı, bilimi, tarımı, teknolojiyi, bir daha asla sömürülmeyeceğiz. Sömürülmemenin tek anahtarı budur. Her alanda üretim.


Ya kanımızın son damlasına kadar sömürüleceğiz, ya da yapmamız gerekenleri yaparak, ahtapot kollarından birer birer kurtulacağız.


Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page